× Anasayfa HakkındaŞirketlerKurumsalFaaliyet AlanlarıHaberlerBlogİletişim
Anneme turizmci olduğumu söylemeyin, o beni Zürafa Sokak'ta tatlıcı sanıyor.

Turizm ve otelciliğin saygın bir meslek sayıldığı yıllardan günümüze, hafif kinayeli, bol eleştirel, muhtelif örneklemeleri ile espri dozu yükselip- alçalan bir garip modern zaman eleştirisi yapalım önce.

Çok geriye gitmeye gerek yok, bundan 25 yıl öncesini hatırlatmak kafi. Bu memlekette her şeyin başı İstanbul olduğundan örnekleri de oradan verelim bari. Efendim o dönemlerde otelci olmak ‘’Janti’’ adam, sosyetik hanım işiydi. Şimdiki gibi göğsü̈ bağrı açık, çakma İtalyan model bozmalarının aksine saçına, makyajına, tıraşına, kravatına ve hatta ayakkabılarına değin özen gösteren beyefendi ve hanımefendiler çoğunluktaydı. Çürük elmalar elbette ki o dönemlerde de vardı. Ancak sistem bu gibi durumlarda üretim hatalarını çabucak elimine edecek şekilde kurulmuştu ve saat gibi de işlemekteydi.

Gün oldu, devran döndü, dünya eskisinden daha hızlı bir şekilde değişmeye ve kendince yenilenmeye başladı. Daha çok kirlendi. Daha kalabalıklaştı. Daha fazla insan dolaşır ve seyahat eder hale geldi. Refah seviyesi yüksek ülkelerin durumları daha da iyileşirken, altta kalanın canı çıksın misali, taş devrinden hallice yaşama mücadelesi veren gariban halklar açlık ve yoklukla mücadeleyi yaşam biçimi haline getirdi.

 

Gezegenin en yaşlı fakat hala en güzel kadını Anadolu ise doğal güzellikleri vesilesi ile refah seviyesi yükselen Avrupalı, inşaat işçisi, sütçü, madenci, otobüs şoförü, manikürcü, öğretmen ve oto kaportacısının en gözde tatil mekânlarının başına yerleşti.

Sonrasında ise,

Büyükçe bir entelektüel birikime sahip olmayan sıradan kitlenin; deniz, kum, güneş, su kaydırağı, bol ve bedava bira ile devasa açık büfeler ile yetindiği ve ne tarihimizi ne de kültürümüzü merak etmedikleri gün gibi ortaya çıktı. Peki, biz ne yaptık? Mucit Macit misali öyle bir sistem yarattık ki sonrasında dünyanın en saygın bilim kuruluşları bile bu sistemi incelemeye ve anlamaya çalıştılar; “HER ŞEY DÂHİL.” Yani namıdiğer “ALL INCLUSIVE”. Her şey dâhil çıktı mertlik bozuldu diyenlerin birçoğunun evveliyatında bu sisteme destek ve hatta gönül vermiş olmaları Türk turizmi adına ciddi çelişkidir ya, neyse o da ayrı bir mevzu.

Eskiden kadınların otelde çalışmasına da kötü gözle bakılırdı. Aileler kızlarının bu meslekte kariyer yapmasını, bir fabrika müdürünün sekreteri olmasına tercih ederlerdi. Din, kültür ve bağnaz ananeler üçgeninde bir garip durum idi yani. Devlet büyüklerimizin kendi dönemlerindeki büyük ekonomik hamleleri esnasında kadının da kalkınmaya desteği olmalı şeklindeki ara argümanları vesilesi ile durum biraz da olsa değişti. Hatta bir kadın başbakanımızın iktidara gelmesi bizim hatun kişilerde özgüven patlamasına sebebiyet verdi. Sonuç olarak isminden mütevellit “Her Şey Dâhil” sisteminin içine kadınlarımızda dâhil oldu. Türk turizmine bir omuz da onlar attı ve çok da ciddi katkıları söz konusu oldu.

 Sonra ne mi oldu?

Dünya ve biz değişmeyi sürdürdük. Kendimize daha bir güvenir olduk. HD pozitif getirilerinin meyvelerini uzun yıllar boyu yedik yedik, bitiremedik. Çok fazla yatağımız ve otelimiz oldu.

 Hatta o kadar çok bina yaptık ki sahillere, olası bir tsunami faciasında 30 metre yüksekliğindeki dalgaların bile geçemeyeceği beton bir duvar kendi kendine oluşmuş oldu. Otelciliği ise yine araştırılması gereken bir şekilde çok pratik bir hale getirdik. Hatta o kadar pratik hale getirdik ki; 2010’lu yıllarda “Sommelier nedir evladım” diye soran müdürüne aval aval bakan garson ve komiler yetişmesine sebep olduk. MaitreD’hotel, Demi chef de rang dediğinizde “–Ha- “ şeklinde şaşırma ifadesinde bulunan donanımlı turizm profesyonellerinin sonraları F&B manager olmalarına şahit olduk. Sonuç olarak HD’nin pozitif ve negatif getirilerini kanıksadık, harmanladık ve onunla bir bütün olup NIRVANA’ya ulaştık.

Güneyde her yıl sezon daha geç ve güç başlamakta. İklimlerin tepetaklak olması ve küresel ısınmanın her geçengün kendini daha fazla fark ettiren yoğun etkisi ilk defa “Pşşt ben geldim aloo ”şeklinde sesli ifade buldu. Ulusal kanallardaki hava durumu sunucuları iklimin dengesizliğinden olsa gerek her dakika farklı durum bildirmekten “Nasıl olsa bizi yakında kapının önüne koyarlar.” şeklinde bir düşünce geliştirerek gezi programlarında sunuculuk yapmaya başladı. Uzun yıllarını bizleri uyarmaya adayan yedi düvelin bilim adamına ve kadınına haksızlık ettiğimiz gün gibi ortaya çıktı. Sonuç olarak da birgün fırtına, kış, kıyamet, ertesi gün cehennem trainee’si şeklinde değişken hava durumlarına maruz kaldık.

Çok fazla hata yaptık ama uslanmadık. Olan mesleğimize oldu ve kendisine itibar kaybettirdik. Şimdilerde mesleği sorulduğunda“Otelciyim” diyen garibana kız bile vermiyorlar. O nedenle her şey düzelene kadar... Yani şimdilik; lütfen anneme turizmci olduğumu söylemeyin. Zira o beni hala Zürafa Sokak’ta tatlıcı sanıyor.

Emir Hepoğlu

Web Site: www.emirhepoglu.com

Mail: emirhepoglu@yahoo.com

Instagram: @emirhepoglu

Twitter: @EmirHepoglu

Diğer Yazılar